• 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 3/1-k’da Tüketici: “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır.
• TKHK m. 3/l: Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, … ifade eder.TKHK tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde tüketici işlemi kavramını örneklerle de pekiştirerek açıklamış, her türlü sözleşme ve hukuki işlemi tüketici işlemi olarak adlandırmıştır.
Tüketici hukuku alanındaki bazı davalar şu şekildedir;
• Ayıplı Mal ve Ayıplı Hizmete İlişkin Davalar
• Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar
• Abone Sözleşmesi Kaynaklı Davalar
• Banka Garanti Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davaları
• Tüketici Hakem Heyetinde Yapılacak İşlemlerde Avukat Hizmeti
• Tazminat Davaları
• Tazminat (Banka Garanti Sözleşmesinden Kaynaklanan)
• Tüketici Kredileri ve Kredi Kartları
• Tespit Davaları
• Paket Tur Sözleşmesine İlişkin Tüketicinin Açtığı Davaları
• Devre Tatil Sözleşmesinden Kaynaklanan Davalar
• Menfi Tespit davaları
• Tüketici ve Ticaret Mahkemelerinde Hukuki Danışmanlık
• 6502 Sayılı Kanun Kapsamındaki Ceza Hükümleri Uyuşmazlıklarında Taraf Temsili
• Kampanya Satışa İlişkin Davalar
• Alım-Satım Sözleşmeleri
• Satıcı ile Tüketici Arasında Yapılacak Sulh Görüşmelerinde Hukuki Danışmanlık
Tüketici davaları ile ilgili soru ve sorunlarınızın çözümü için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
AYIPLI MAL İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2008/11013 K. 2009/2410 T. 25.2.2009
• AYIPLI MAL NEDENİYLE BEDEL İADESİ ( Tüketici Ücretsiz Onarım Hakkını Kullanmasına Rağmen Satıcı Yasadan Doğan Onarım Yükümlülüğünü Yerine Getirmediğine Göre Bedelin İadesine Yönelik İstemi Dikkate Alınarak Karar Verilmesi Gerektiği )
• ONARIM HAKKI ( Ayıp Mal Nedeniyle Bedel İadesi – Tüketici Ücretsiz Onarım Hakkını Kullanmasına Rağmen Satıcı Yasadan Doğan Onarım Yükümlülüğünü Yerine Getirmediğine Göre Bedelin İadesine Yönelik İstemi Dikkate Alınarak Karar Verilmesi Gerektiği )
• TÜKETİCİNİN KORUNMASI ( Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misliyle Değiştirilmesi Ayıp Oranında Bedel İndirimi veya Ücretsiz Onarım İsteme Haklarına Sahip Olduğu – Kural Olarak Seçimlik Hakkını Kullanan Tüketici Bu Haktan Dönemeyeceği )
• SEÇİMLİK HAK ( Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misliyle Değiştirilmesi Ayıp Oranında Bedel İndirimi veya Ücretsiz Onarım İsteme Haklarına Sahip Olduğu – Kural Olarak Seçimlik Hakkını Kullanan Tüketici Bu Haktan Dönemeyeceği ) 4077/m.4,13/III Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik m.14/a ÖZET : Tüketici, malın ayıplı olması halinde bedel iadesini içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Kural olarak, seçimlik hakkını kullanan tüketici, bu haktan dönemez. Ancak, tüketici ücretsiz onarım hakkını kullanmasına rağmen satıcı yasadan doğan onarım yükümlülüğünü yerine getirmediğine göre, bedelin iadesine yönelik istemi dikkate alınarak karar verilmelidir.
DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Davacı, davalıdan aldığı klimanın arızalandığını, çağırdığı servisin garanti belgesinde montaj kaydının bulunmadığını, dolayısıyla garanti kapsamında olmadığını belirterek tamirini yapmadığını, bu haliyle klimanın ayıplı olduğunu ileri sürerek, bedelinin iadesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının özel serviste montaj yaptırmak suretiyle klimanın garanti kapsamından çıkmasına kendisinin sebep olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, 4077 sayılı Yasa gereğince ücretsiz onarım hakkının kullanıldığı kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 4077 sayılı Yasa’nın 4. maddesi gereğince malın ayıplı olması halinde tüketici, bedel iadesini içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Kural olarak, bu seçimlik haklarından birisini kullanan tüketici, yasal koşullar oluşmadan bu hakkından dönemez. Mahkemenin de kabulü bu doğrultudadır. Ayıplı mal satışında ücretsiz onarım hakkını kullanan tüketici, ancak 4077 sayılı Kanun’un 13/III ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde onarım hakkından vazgeçerek diğer haklarını kullanabilir. Tüketici ücretsiz onarım hakkını kullanmasına rağmen satıcı yasadan doğan onarım yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde, tüketicinin 4077 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde öngörülen diğer seçimlik haklarını kullanamayacağını kabul etmek Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un lafına ve ruhuna aykırılık teşkil eder. Somut olayda, davacının ücretsiz onarım hakkını kullanmak istediği, ancak davalının klimanın montajının yetkili servis tarafından yapılmadığı gerekçesiyle bu yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Satış sonrası klimanın montajının yapılması davalının yükümlülüğündedir. Davalı, bu yükümlülüğünü yerine getirdiğini veya tüketiciden kaynaklanan nedenlerle yerine getiremediğini kanıtlamalıdır. Toplanan delillerden davalının montaja ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki klimanın montajının tüketici tarafından yetkili servis dışında bir kişiye yaptırılması halinde dahi, maldaki ayıbın yetkili olmayan servisin hatalı montaj ve işleminden kaynaklanmaması halinde, satıcının tüketiciye karşı yasadan doğan yükümlülükleri devam eder. Bu bağlamda, satıcı ücretsiz onarım yapmakla yükümlüdür. Bu durumda mahkemece, klimadaki ayıbın imalattan mı kaynaklandığı, yoksa tüketicinin kullanım hatası veya yetkili olmayan servisin tekniğine ve yöntemine uygun olmayan montajından mı kaynaklandığı bilirkişi incelemesi ile saptanmalı, ayıbın kullanım hatası veya yetkili olmayan servisin yöntemine ve tekniğine uygun olmayan montajından kaynaklandığı saptandığı takdirde, şimdiki gibi davanın reddine, ayıbın imalat hatasından kaynaklandığı saptandığı takdirde, davacının bedel iadesi ile ilgili istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı lehine ( BOZULMASINA ), peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 25.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2008/11919 K. 2009/2639 T. 2.3.2009
• AYIPLI MAL NEDENİYLE ÇIKAN YANGIN ( Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği İmalatçının da Sorumlu Olacağı )
• İMALATÇININ AYIPLI MAL NEDENİYLE SORUMLULUĞU ( Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği İmalatçının da Sorumlu Olacağı )
• YANGIN NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Ayıplı Maldan Kaynaklanan – Davacıların Evlerinin ve Ahırlarının Yandığı/Duydukları Üzüntü Nedeniyle Manevi Zararın Oluştuğunun Kabul Edileceği )
• MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Ayıplı Maldan Kaynaklanan Yangın Nedeniyle/Davacıların Evlerinin ve Ahırlarının Yandığı – Davacıların Evlerinin ve Ahırlarının Yandığı/Duydukları Üzüntü Nedeniyle Manevi Zararın Oluştuğunun Kabul Edileceği ) 818/m.49,98 4077/m.4,5
ÖZET : Dava, satılan mala bağlı olarak verilen hizmetin ayıplı olması nedeniyle doğan maddi ve manevi zararın tazminine ilişkindir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereği imalatçının da bayi ile birlikte sorumlu olduğu dikkate alınmalıdır. Davalılar tarafından sunulan ayıplı hizmet nedeniyle evlerinde çıkan yangın sunucunda davacıların evleri,eşyaları, ahır ve samanlıklarının yandığı, bu nedenle moral bozukluğu ve üzüntü yaşadıkları göz önünde tutulduğunda, dava konusu olayda davacıların şahsi menfaatlerinin ihlal edildiği dolayısıyla manevi bir zararın gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar ve davalı N. B. avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Davacılar, evlerinde 22.08.1999 tarihinde meydana gelen yangında, tek katlı ev ve içindeki eşyalarla, hayvan ahin ve samanlığın da yandığını, yangının olaydan bir gün önce davalı Alpgaz A.Ş.’nin bayii olan diğer davalı Karacasu bayiliği tarafından takılan tüp nedeniyle çıktığını, 10.550.00.YTL maddi zarar ile manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek, 10.550.00.YTL maddi, 5.000.00.YTL’de manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılardan A. A.Ş., kendilerine karşı husumet yöneltilemeyeceğini, yangının davacıların kusuru ile meydana geldiğini, diğer davalı ise olayda kusurlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece olayda kusurunun olmadığı gerekçesiyle davalılardan Alpgaz A.Ş. hakkındaki davanın reddine, diğer davalı yönünden ise davanın kısmen kabulüne, 5.275.00.YTL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren faizi ile birlikte adı geçen davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş, hüküm, davacı ve davalılardan Nizamettin Bahtiyar tarafından temyiz edilmiştir.
1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı N. B.’nın tüm, davacıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- 2- ) Dava, satılan mala bağlı olarak verilen hizmetin ayıplı olması nedeniyle doğan maddi ve manevi zararın tazminine ilişkin olup, olay ve dava tarihinde yürürlükte olan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2 maddesinde; “Ayıplı maldan ve/veya ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı, bayi, acente, imalatçıüretici ve ithalatçı, müştereken ve müteselsilen sorumludur” denildikten sonra, anılan yasanın 4/5 maddesinde de; “Ayıplı hizmetler hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır” hükmü bulunmaktadır. Anılan hükme göre davalı şirketin bayi olan N. B. tarafından davacıya sağlanan ayıplı mal ve hizmet nedeniyle sağlayıcı ( imalatçı ) durumunda bulunan davalı şirket de diğer davalı ile birlikte müteselsilen sorumlu olup, bu husus göz ardı edilerek mahkemece kusurlu olmadığından bahisle adı geçen davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirir.
3- 3- ) Davacılar, davalı A. A.Ş.’nin bayii olan diğer davalı tarafından verilen ayıplı hizmet nedeniyle çıkan yangın sonucu ev ve müştemilatının yandığını, olay sebebi ile manevi yıkım ve üzüntü yaşadığını ileri sürerek maddi tazminatın yanında manevi tazminat isteminde de bulunmuşlardır. Borçlar Kanununun 49. maddesine göre kişilik hakları haksız saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat isteyebilir. Aynı Kanunun 98. maddesi delaletiyle sözleşmeye aykırılık halinde de 49. maddenin uygulanacağı tartışmasızdır. Kişinin onuru, saygınlığı gibi kişilik haklarını oluşturan değerlere ve Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlere saldırı halinde manevi bir zarar, başka bir ifade ile kişilik hak ve değerlerinde irade dışında gerçekleşen bir eksilmenin oluştuğunun kabulü gerekir. Dava konusu olayda, davalılar tarafından sunulan ayıplı hizmet nedeniyle evlerinde çıkan yangın sunucunda davacıların evleri, eşyaları, ahır ve samanlıklarının yandığı, bu nedenle moral bozukluğu ve üzüntü yaşadıkları göz önünde tutulduğunda, dava konusu olayda davacıların şahsi menfaatlerinin ihlal edildiği dolayısıyla manevi bir zararın gerçekleştiğinin kabulü gerekir. O halde mahkemece tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılıp takdir edilecek bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, kişilik haklarına saldırının bulunmadığından bahisle yazılı şekilde manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir
SONUÇ : 1. bent gereğince davalı Nizamettin Bahtiyar’ın tüm, davacıların diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz edilen hükmün 2. ve 3. bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, 14.00.TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 213.00.TL kalan harcın davalı Nizamettin Bahtiyar’dan alınmağına, 02.03.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
AYIPLI HİZMET İLE İLGİLİ YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI :
T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2013/13-492 K. 2014/87 T. 12.2.2014
• DOMUZ ETİ YEDİRİLDİĞİ İDDİASIYLA AÇILAN TAZMİNAT DAVASI (Tatil Amaçlı Kalınan Otelde Davacıların Kaldıkları Dönemden Kısa Bir Süre Sonra Yapılan Denetimlerde Son Kullanma Tarihi Geçmiş ve Menşei de Tespit Edilemeyen Et Ürünlerinin Tespit Edildiği – Manevi Tazminat İsteminin Kabulü Gerektiği)
• OTELDE SAĞLIĞA ZARARLI YİYECEK VERİLMESİ (Yapılan Denetimlerde Sağlığa Zararlı Son Kullanma Tarihi Geçmiş Menşei Tespit Edilemeyen Et Ürünleri ve Ayrıca Domuz Etinin de Tespit Edildiği – Davacıların Kaldıkları Dönemde Kendilerine de Bu Etlerden Yedirildiği Kanaatiyle Açtıkları Manevi Tazminat İsteminin Kabul Edileceği )
• SAĞLIĞA ZARARLI YİYECEK VERİLMESİ SEBEBİYLE TAZMİNAT (Davacıların Kaldıkları Dönemden Kısa Bir Süre Sonra Yapılan Denetimlerde Son Kullanma Tarihi Geçmiş ve Menşei de Tespit Edilemeyen Et Ürünlerinin Tespit Edildiği – Davacılar Bu Etlerden Kendilerine de Yedirildiği İddiasıyla Açılan Manevi Tazminat İsteminin Kabulü Gerektiği)
• MANEVİ TAZMİNAT (Tatil Amaçlı Kalınan Otelde Sağlığa Zararlı Yiyecek Verilmesi Sebebiyle – Davacıların Kaldıkları Dönemden Kısa Bir Süre Sonra Yapılan Denetimlerde Son Kullanma Tarihi Geçmiş ve Menşei de Tespit Edilemeyen Et Ürünlerinin Tespit Edildiği/İsteminin Kabulünün Yerinde Olduğu)
• MANEVİ ZARAR ( Dar Yorumlanmaması Gerektiği/Günün Koşullarına ve Olayın Özelliğine Göre Hakimin Serbestçe Takdir Edeceği – Aralarında Sözleşme İlişkisi Bulunan Taraflardan Birisinin Eylemi Sözleşmeye Aykırı Olması Yanında Karşıdakinin Ruhsal veya Bedensel Bütünlüğü Açısından Zarara da Yol Açıyorsa Haksız Eyleme Benzer Bir Etkinin Varlığının Kabul Edileceği/Manevi Zararın Tazmin Edileceği ) 4077/m.4/A 818/m.49 4721/m.24
ÖZET : Dava, tatil amaçlı kalınan otelde sağlığa zararlı yiyecek verilmesi sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Manevi zarar, teknolojideki gelişmeler, ilişkilerde meydana gelen çeşitlilik, zarar türlerinin artması gibi sebeplerle dar yorumlanmaması gereken, günün koşullarına ve olayın özelliğine göre hakimin serbestçe takdir edeceği, bir zarar çeşididir. Bunun dar yorumlanması Kanunun lafzına da ruhuna da uygun düşmeyecektir. Aralarında sözleşme ilişkisi bulunan taraflardan birisinin eylemi sözleşmeye aykırı olması yanında karşıdakinin ruhsal veya bedensel bütünlüğü açısından zarara da yol açıyorsa, haksız eyleme benzer bir etkinin varlığının kabulüyle oluşan manevi zararın tazmini gerekmektedir. Davalının işlettiği tatil köyünde davacıların konakladığı dönemden kısa bir süre sonra yapılan denetimlerde sağlığa zararlı, son kullanma tarihi geçmiş ve menşei de tespit edilemeyen et ürünleri ve bu arada ayrıca domuz etinin de tespit edildiği görülmüştür. Bu durumda davacıların kaldıkları dönemde kendilerine de bu etlerden yedirildiği kanaatiyle açtıkları manevi tazminat isteminin kabulüne dair mahkeme kararı yerindedir.
DAVA : Taraflar arasındaki ” tazminat ” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 7. Tüketici Mahkemesince davaların kısmen kabulüne dair verilen 21.2.2012 gün, 2007/798 E. – 2012/138 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 24.5.2012 gün, 2012/9272 E. – 2012/13487 K. sayılı bozma ilamı ile; (… Davacılar asıl ve birleşen davalarında yurtdışından 29.7.2007 tarihinde davalının işlettiği otele her şey dahil sistemde tatil amaçlı olarak geldiklerini, otel hizmetlerinden yararlandıklarını, ancak 20.9.2007 tarihinde Star tv kanalında yayınlanan “Deşifre” programında, kaldıkları otelin de aralarında bulunduğu otellerde domuz eti verildiğine dair haberler yer aldığını, bu olayın kişilerin sağlığını ve inançlarını hiçe saymak olduğunu, maddi ve manevi zararları oluştuğunu ileri sürerek 100 er TL maddi 50.000 TL manevi tazminatın faiziyle tahsilini istemişlerdir. Davalı, otellerine konaklamak amacıyla gelen davacılara domuz eti yedirilmediğini, yabancı turistler için domuz eti bulundurmanın da doğal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalı tarafından ayıplı hizmet sunulduğu gerekçesiyle 818 Sayılı Borçlar Kanununun 42. 43. ve 49. maddeleri gözetilerek esas ve birleşen davalar yönünden 100,00’er TL maddi 2000,00’er TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Toplanan delillerden, incelenen yayın kasetinden ve Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının 4.9.2007 tarihli kontrol ve denetim tutanağından 4.9.2007 itibariyle davalı otelin soğuk hava deposunda mühürsüz ve menşei belli olmayan 200 kg domuz eti bulunduğu, anılan otele idari para cezası uygulandığı, otel genel müdürü hakkında menşei belli olmayan ve denetimi yapılmayan domuz eti bulundurmak suçundan dolayı ceza mahkemesinde dava açıldığı yapılan yargılama sonucunda T.C.K.186 maddesinde öngörülen suçun unsurlarının oluşmaması sebebiyle beraat kararı verildiği anlaşılmıştır. Davacılar her ne kadar 29.7.2007 tarihinde davalının işlettiği otelde konakladıklarını, bu tarihten yaklaşık iki ay sonra bir televizyon programını izlerken anılan otelde domuz eti bulundurulduğunu öğrendiklerini ileri sürerek eldeki davayı açmış iseler de; otelde kaldıkları tarih itibariyle anılan yerde domuz eti bulundurulduğunu, bulundurulan bu etlerden yanıltılmak suretiyle kendilerine de yedirildiğini ispat etmiş değillerdir. Davacıların otelde kaldığı tarihten 37 gün sonra 4.9.2007 tarihinde yetkililerce otelde domuz eti bulundurulduğuna dair tutanak tutulmuş; anılan haberin tv de yayınlanması üzerine eldeki davalar açılmıştır. Davacılar davalı tarafından kendilerine 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4/A maddesinde öngörülen ayıplı hizmetin verildiğini ve Borçlar Kanununun 49. maddesinde öngörülen manevi tazminat şartlarının oluştuğunu ispat edemedikleri gibi hizmetin verildiği tarih itibariyle de kendilerine domuz eti yedirildiğine dair herhangi bir tespit yapılmamıştır. Sonradan otelde domuz eti bulundurulduğunun tespit edilmiş olması davacılara da domuz eti yedirildiği sonucunu doğurmaz. Mahkemece, ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…), Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. H.G.K.’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü.
KARAR : Davalar, tatil amaçlı kalınan otelde sağlığa zararlı yiyecek verilmesi sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacılar vekili; müvekkillerinin yurtdışından davalının işlettiği otele her şey dahil sistemde tatil amaçlı olarak geldiklerini, otel hizmetlerinden yararlandıktan sonra basın organlarından kaldıkları otelin de aralarında bulunduğu otellerde domuz eti verildiğine dair haberler yer aldığını, bu olay sebebiyle maddi ve manevi zararları oluştuğunu ileri sürerek 100,00’er TL maddi 50.000,00’er TL manevi tazminatın faiziyle tahsili talebinde bulunulmuştur. Davalı vekili; davacılara domuz eti yedirilmediğini, otellerinde yabancı turistler için domuz eti bulundurulduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davalı tarafından ayıplı hizmet sunulduğu gerekçesiyle 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 42. 43. ve 49. maddeleri gözetilerek davaların kısmen kabulüyle 100,00’er TL maddi 2000,00’er TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarda açıklanan sebeplerle karar bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4/A maddesinde öngörülen ayıplı hizmetin verilip verilmediği ve Borçlar Kanununun 49. maddesinde öngörülen manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere; 4822 Sayılı Kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/A. maddesinde: “Sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilanlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler, ayıplı hizmet olarak kabul edilir. Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp oranında bedel indirimi haklarına sahiptir. Tüketicinin sözleşmeyi sona erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirimle yetinilir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biriyle birlikte 4. maddede belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. Sağlayıcı, tüketicinin seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Sağlayıcı, bayi, acente ve 10. maddenin 5. fıkrasına göre kredi veren, ayıplı hizmetten ve ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zarardan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Sunulan hizmetin ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Daha uzun bir süre için garanti verilmemiş ise, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile ayıplı hizmetten dolayı yapılacak talepler hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak, sunulan hizmetin ayıbı, tüketiciden sağlayıcının ağır kusuru veya hileyle gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz. Ayıplı hizmetin neden olduğu zararlardan sorumluluğa dair hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek edinilen hizmetler hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz. Bu hükümler, hizmet sağlamaya dair her türlü tüketici işleminde de uygulanır.” Hükmü yer almaktadır. Aynı Kanunun 30. maddesinde de;“Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır.” denilmektedir. Tüketicilere verilen hizmetlerde sağlık koşullarına ve konusunda yasal düzenlemelerde yer alan standartlara uygun şekilde davranma yükümlülüğü vardır. Tüketicide reklam vs yollarla uyandırdığı güveni sarsacak ihmal ya da hatalar içinde de olmamalıdır. Kanun koyucu bu sebeple tüketicinin ayıplı mal ve hizmetten kaynaklanan yasal başvuru yollarını düzenlerken, “her türlü zarardan dolayı yapılacak talepler” kavramına da yer verip, bu talepler için başvuru süresini daha da uzun tutarak, tüketici diğer haklarını kullansın kullanmasın, zararını bu yolla da giderebilmesi olanağı getirmiştir. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilme olup; duyulan acı ve çekilen ızdırap kişinin ruhsal bütünlüğünü bozucu etki yaratacağından bunun manevi zararı oluşturacağında da kuşku bulunmamaktadır. Diğer taraftan olayda uygulama yeri bulan mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde ise “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yoluyla ilanına da hükmedebilir.” Şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Yine, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ise “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” hükmüne yer verilmiştir. Tüm bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, hakim, hem tüketici hukukunu ve hem de açıkça atıf yapılan diğer yasal düzenlemeleri gözeterek, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyleyecek; hususi zararı da nazara alarak cismani zarara uğrayan kimseye manevi zarar namıyle adalete uygun tazminat verilmesine karar verebilecektir. Yine şahsi menfaatleri haleldar olan kimse, hata vukuunda zarar ve ziyan ve hatanın hususi ağırlığı icap ettiği surette manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ itasını da dava edebilecektir. Daha açık ifadeyle; manevi zarar, teknolojideki gelişmeler, ilişkilerde meydana gelen çeşitlilik, zarar türlerinin artması vs sebeplerle dar yorumlanmaması gereken, günün koşullarına ve olayın özelliğine göre hakimin serbestçe takdir edeceği, bir zarar çeşididir. Bunun dar yorumlanması Kanunun lafzına da ruhuna da uygun düşmeyecektir. Nitekim, yargısal uygulamalarda ve öğretide de aynı yaklaşım benimsenmiştir. Kabul edilen yeni yaklaşıma göre, aralarında sözleşme ilişkisi bulunan taraflardan birisinin eylemi sözleşmeye aykırı olması yanında karşıdakinin ruhsal veya bedensel bütünlüğü açısından zarara da yol açıyorsa, haksız eyleme benzer bir etkinin varlığının kabulüyle oluşan manevi zararın tazmini gerekmektedir. Aynı ilkelere; H.G.K. kararlarına da yansımış; 12.12.2001 gün ve 2001/11–1161 esas, 2001/1152 k. sayılı; 13.6.2001 gün ve 2001/15–498 esas, 2001/508 k.sayılı; 11.4.2001 gün ve 2001/15–331 esas ve 2001/331 sayılı; 17.6.2009 gün ve 2009/4-234 esas, 260 k. sayılı ilamlarda da yer verilmiştir. Gerek yukarda içerikleri açıklanan yasal düzenlemeler ve gerekse de yapılan tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının işlettiği tatil köyünde davacıların konakladığı dönemden kısa bir süre sonra yapılan denetimlerde sağlığa zararlı, son kullanma tarihi geçmiş ve menşei de tespit edilemeyen et ürünleri ve bu arada ayrıca domuz etinin de tespit edildiği görülmüştür. Bu durumda davacıların kaldıkları dönemde kendilerine de bu etlerden yedirildiği kanaatiyle açtıkları manevi tazminat isteminin kabulüne dair mahkeme kararı yerindedir. Yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, davacıların otelde kaldıkları dönemde domuz eti yedirildiğini ispat etmeleri gerektiği, haksız fiil iddiasında şüpheli duruma göre tazminata hükmedilemeyeceği, Özel Dairenin bozma kararının yerinde olduğu, mahkemenin önceki kararda direnmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüş iseler de bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarda belirtilen sebeplerle benimsenmemiştir. Bu bakımdan, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir. Ne var ki, bozma nedenine göre tazminat miktarının usul ve yasaya uygun olup olmadığı hususu, Özel Dairece incelenmediğinden, davalı vekilinin bu yöne dair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel daireye gönderilmelidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle yerel mahkemenin direnmesi yerinde görüldüğünden, davalı vekilinin tazminat miktarına dair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. hukuk dairesi’ne gönderilmesine, 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.02.2014 tarihinde yapılan 2. görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.
Tüketici kredi ile ilgili karar ;
T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2017/1990 E. 2017/1246 K.
• “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasındaki “konut kredi sözleşmesinden kaynaklı masraf bedellerinin iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tüketici Mahkemesi sıfatıyla Elazığ 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 05.09.2013 gün ve 2013/133 E., 2013/463 K. sayılı kararın davalı banka vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 10.03.2014 gün ve 2014/7174 E., 2014/6503 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalı bankadan konut kredisi kullandığını, bu kullanımda kendisinden 1.050,00 TL açılış ve istihbarat, 400 TL ekspertiz ücreti, daha sonra 28/02/2011 tarihli refenansman nedeniyle 1.500,00 TL ve 200 TL ipotek tesis ücreti olmak üzere toplam 3.150,00 TL alındığını ileri sürerek alınan bu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2- Davacı eldeki dava ile kendisinden tahsil edilen 3.150,00 TL’nin davalıdan tahsilini istemiş olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davalı dava dışı şirkete ekspertiz ücreti ödediğini ileri sürmüştür. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun 01 Kasım 2006 Tarihli 26333 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Bankalara Değerleme Hizmeti Verecek Kuruluşların Yetkilendirilmesi ve Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik”in geçici 1. maddesi uyarınca, bankalarca verilen kredinin teminatı olarak Konut ve diğer gayrimenkul değerleme işlemlerinin kimler tarafından ve ne şekilde yerine getirileceği hususu ayrıca ve açıkça düzenlenmiş olup, dairemizin yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, bankaların ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceğinin kabulü gerekir. Hâl böyle olunca davalı banka tarafından dava dışı değerleme şirketine ekspertiz işlemine ilişkin olarak ödenen tutara ilişkin belgenin ve ekspertiz raporunun onaylı bir suretinin temin edilerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davacı tüketici 19.09.2008 tarihinde davalı bankadan konut kredisi kullandığını, kredi kullandığı tarihte banka tarafından kredi açılış ve istihbarat adı altında 1.050,00 TL, ekspertiz masrafı olarak 400,00 TL tahsil edildiğini, daha sonra 18.02.2011 tarihinde konut kredisinin yeniden yapılandırılması için bankaya ikinci kez müracaat ettiğini, bu kez istihbarat komisyonu adı altında 1.500,00 TL, ipotek ücreti olarak 200,00 TL kesinti yapıldığını, bu şekilde kendisinden alınan 3.150,00 TL’nin kesinti tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı bankadan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı banka, davacının sözleşmenin tamamını inceleyip, içeriğini ve koşullarını anlayarak kabul ettiğini, talebin Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesine aykırı düştüğünü, dosya masraflarının kredinin maliyetinin bir parçası olduğunu, karşılıklı anlaşma sonucu menfaat sağlayan davacının karşı ediminin iadesini istemesinin hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel Mahkemece içeriğine tüketicinin müdahale edemediği ve davalıya sınırları belirtilmemiş şekilde masraf ve komisyon tahsil etme yetkisi veren sözleşme hükümlerinin haksız şart niteliğinde olduğu ve davalı tarafça bu kesintilerin zorunlu giderlerden olduğunun da ispatlanamadığı gerekçesiyle 3.150,00 TL haksız tahsilat bakımından davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı banka vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece cevap dilekçesinde, ekspertiz ücretinin ve ipotek tesis ücretinin dava dışı gayrimenkul değerleme şirketine ve avukata ödendiğinin ileri sürüldüğü, temyiz dilekçesinde de aynı iddiaların tekrarlandığı, bozma öncesi yargılama aşamasında davalı bankaya yazılan yazıya verilen cevapta 18.09.2008 tarihli ekspertiz raporu örneğinin bulunduğu, rapor içeriğinde, ekspertiz işleminin 129 nolu şube tarafından yapıldığının ve “ekspertizi yapan firma veya şahıslar” başlığının karşısında ekspertiz raporunun şube tarafından tanzim edilmesi halinde bu kısmın boş bırakılacağının belirtildiği, ekspertizi yapan kişi bölümünde ise şube müdürü ve personelin imzasının bulunduğu, dolayısıyla ekspertiz işleminin dava dışı değerleme şirketine yaptırılmadığı, davalı banka vekilinin savunmasının aksine, banka görevlilerince ekspertiz raporunun düzenlendiği gerekçesiyle bozma kararında belirtilen şekilde bir araştırma yapmanın gerekli olmadığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, konut kredisi kullandırılması için zorunlu, makul ve belgeli masrafların tespiti yönünde (ekspertiz ücreti bakımından) mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı, yeni araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına girilmeden önce somut olayda uyuşmazlık konusu olan ekspertiz ücretinin direnme karar tarihi itibariyle kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki, 1.10.2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanun’un 450’nci maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir. Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3’üncü maddesi; “Bölge Adliye Mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici 2’nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı HUMK’nın temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun’un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454’üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanun’un bu Kanun’a aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir. Yukarıdaki madde metninden, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454’üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427’nci maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlar’a göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar artırılmıştır. Direnme kararının verildiği 12.06.2014 tarihinde bu miktar 1.890,00 TL’dir. 16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, sözü edilen Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında hakkında bu kanun yollarına başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, yerel mahkemenin, Özel Daire bozması kararına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır. Yeri gelmişken eldeki davada temyize konu alacak miktarının ne olduğunun açıklanmasında yarar vardır: Davacı dava dilekçesinde 1.050,00 TL kredi açılış ve istihbarat, 400,00 TL ekspertiz masrafı, 1.500,00 TL istihbarat komisyonu ve 200,00 TL ipotek tesis ücreti olmak üzere 3.150,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, mahkemece de davanın kabulü ile 3.150,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hükmün temyizi üzerine Özel Dairece sair yönler hakkında temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra 19.08.2008 tarihli dekont uyarınca 400,00 TL olduğu anlaşılan ekspertiz ücreti yönünden bozma kararı verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda Özel Dairece ekspertiz ücreti dışındaki alacaklar yönünden bir bozma yapılmadığından, hüküm bu alacaklar yönünden kesinleşmiş olup, bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle davacının talep edebileceği ekspertiz ücreti alacağının 1.890,00 TL’nin altında olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle direnme kararının verildiği 12.06.2014 tarihi itibariyle uyuşmazlık konusu ekspertiz ücreti miktar itibariyle açık biçimde temyiz edilebilirlik sınırı altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yasa yoluna gidilmesinin mümkün olmadığı ve bu itibarla davalı vekilinin temyiz isteminin reddi gerektiği anlaşılmaktadır.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 01.11.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.
